21 Nisan 2009 Salı

Dost...

Dost

ne o Dost sustun
konuşacak bir şey kalmadı mı?
yoksa çok mu kırıldın?

bilirsin sen hep alttan alan, düzelten
bilirim ben hep küsen, yalnış anlayan

düşününce ne çok şey yapmış
ne belalardan çıkmış
aç kalmış, üşümüş omuz omuza yürümüş
ağlamışız banklarda
düştüğümüzde el uzatan tek kişi olmuşuz
"elveda" demişiz gözü yaşlı
ama ayrılamamışız

atışmışız küsmüşüz
ertesi gün hiçbir şey yok gibi
yolumuza devam etmişiz

yani Dost,
susma, konuş
neleri aştık biz
koymaz bize bu ayrılıklar
bi de bu ayrılıklarda
arada ara be dost
bilmiyorsun belki ancak
çok yalnızım yalnız bırakma beni dost!
unutma beni
çünkü Dost
sen sığındığım tek limansın
yanlızlıklar denizinde
Dost nerdesin??

ömeR dormuL

9 Nisan 2009 Perşembe

209 numaralı oda

209 numaralı odanın önünde
seni bekleyen
ruhlar -insanlar- geçti önünden
boş bakışların altında
umutsuz yaşamlar aktı
209 numaralı odanın önünden

209 numaralı oda önünde
sevdiğini bekleyen bir adam
omzunda beklentileri
sırtında yorgunlukları
gözlerinde aşkını taşıyordu
209 numaralı odanın önünde

209 numaralı odanın önünde
yağmur çiseliyor
insanlar telaşlı
yağ yağmur yağ
paslanmış ruhlar anlamlansın
yağ yağmur yağ
küflenmiş sevgimiz ...

209 numaralı odanın önünde
bir adam bekliyordu
neler olacağını bilmeden

209 numaralı oda kapılarını açtı...


ömeR dormuL

6 Nisan 2009 Pazartesi

Zevk

zevk

zevk ne kadar masum
aynı masumlukta pislik...
acaba o pislik biz miyiz?
yoksa zevk mi bizi pislik yapıyor?
zevkimizi pisliğimizle paylaşıyoruz
belki zevk pisliktir pislik de insan...
pislik sen ben ya da o


ömeR dormuL

lithuril

hatırlıyorum. antalyadaydık. kırmızı bi kapsül babam içiyordu her gün. rengi hoşuma gidiyordu. ben de içcektim bir gün ama annem içirmedi sonra beni dövmüştü. okuma yazma öğrendikten sonra adının lithuril olduğunu öğrendim. babam hala içiyordu. langatril ve tegratör diye iki kankası vardı o zamanlar. ikinci sınıftaydım evde lithuril kapsüllerini buluyordum sürekli. sonra babam annemi beni ablamı dövmeye başladı. işlerimiz bozuldu. alacaklılar geliyordu. bir gün annem dedi " üç defa tıklanmayan kapıları açma" dedi. bir kaç ay sonra babamı hastaneye yatırdılar. annem grip olduğunu doktorun babamı çok sevdiği için orda kalması gerektiğini söyledi. bu arada kimsenin benim artık okuduğumdan haberi yoktu. artık okuldan sonra hastaneye gidiyorduk. babam hep yatıyordu. bi de sürekli beni öpüyordu. bi gün babamı çok özlemiştim ama beni almıyorlardı hastaneye. annemde beni penceresinin altına götürdü. babamı pencerede görmüştüm ama yerde o kırmızı lithuril ilaçlarını da görmüştüm. anneme gösterdiğimde annem bayıldı. ben ağladım sonra insanlar geldi. annemi de götürdü. hatırlıyorum bir kaç ay babamı göremedim o günden sonra. babamı göremediğim süre zarfında evimizden taşındık ve başka bir yerde kalmaya başladık. sonra bi gün babam geldi. ve taşındık antalyadan. babam yine eskisi gibiydi hala lithuril içiyordu. onların yanına bir kaç yüz ilaç daha eklendi. yıllar geçti aklım başıma gelmişti. annem bir gün beni karşına çekti. dedi ki: baban o ilaçları içmezse delirir. korktum ama o benim babamdı. neden o böyle diye düşündüm. kabullenmedim ilk başta. büyüdükçe kabullendim. ama ne olursa olsun o adam benim babamdı. ve babamı babam gibi yapan öyle durmasını sağlayan da lithurildi. şimdi 20 yaşındayım. ve babam 51 yaşında. lithuril artık işe yaramaz olmuş. 3 tane içiyor günde. elleri çok titriyor. ve her geçen gün babam gibi olmaktan uzaklaşıyor babam. ve bu arada annem çok yıpranıyor. ikisi de 50 li li yaşlarda ama 60 ı devirmiş gibi gözüküyorlar. korkuyorum lithuril iyi yap babamı.

Kendini Özlemek

eskiden bir ben vardı. ama kayboldu kırıların bıraktığı yaraların oluşturduğu kabuğun ardında. kabuk o kadar kalınki ulaşamıyorum "ben"e özlüyorum geri gelmesini ancak asla geri getiremiyeceğimi biliyorum.

kendimi kaybettim hükümsüzdür...

Aşka dair...

dünyanın en güzel işkencesi...


hayatta başa gelebilecek en güzel şey aşk. her anı bir başka güzel. tohumunun atılması, fışkırması, filizlenmesi her şeyiyle çok güzel, huzur verici... bazen derler ya ölümsüz aşk yoktur. aslında aşk ölümsüzdür bitse bile elinde binlerce anı vardır. bu yüzden bitmez aşklar. sadece yollar ayrılır. yollarını ayıranlar da zaten aşkın değerini hakketmemiş olanlar değil midir?


doyumsuz tüketim çılgını insanlığın tükettiği en büyük hazine.


durmalısınız orda. aşkın olduğu yerde. durmalısınız. onsuz devam etmemelisiniz. eğer onu da alırsanız yanınıza. ilerlemesi zordur ama tadını hiç bi yerde bulamazsınız. aşk deniz gibidir. mehtaplı bir günde dalgaların ahenkidir. kimi zaman durgun kimi zaman köpüklü.

Anne

Anne

sensiz bir günün sabahı anne
sensiz geçen 1346, gün söylemesi bile uzun di mi?
ilk günler ne zordu
uykusuz günlerdi
şarkılar, reklamlar ne koyardı
çok az benzediği halde hülya koçyiğit'i bir an görmem kafiydi
hasretini biraz olsun dindirmek için

yine bir sabah anne ama güneş yok
oysa ne çok ihtiyacım var güneşe, sıcağına
çünkü belki bir an olsun sıcaklığını hatırlarım diye

pencereyi aç anne
içime çektiğim koku..
hanımeli...
hayır anne
onun adı anaeli
zira kokusu senin gibi
senden ayrılalı 1346 gün olmuş anne
oysa dün gibi di mi?


ömeR dormuL

Yollar Yolculuklar

Yollar yolculuklar


Denizi özledim
Dalgaların taşları dövüşünü
Geceyi özledim
Seni düşünerek geçen geceleri

Günler geçiyor
Sensiz
Bir gün daha bitiyor
Zaman geçiyor
Bütün yollar sana çıkıyor

Karanlıkta yürüyorum
Sonu belli olmayan bir yolda
Belki sana çıkar diye korkmuyorum
Issız, kimsesiz
Tek gidişlik
Çift kişilik
Yalnız yolculuklarda

ömeR dormuL

Sen

Sen

Dumanımdaki beyazsın bazen
Seni çekiyorum içime
Her nefeste biraz daha sen oluyorum
Her nefeste biraz daha ölüyorum
Şarabımdaki kırmızımsın bazen
Seni yudumluyorum
Her yudumda biraz daha uçuyorum
Her yudumda biraz daha ölüyorum
Yolumdaki karanlıksın bazen
Sana koşuyorum
Her adımda biraz daha kayboluyorum
Her adımda biraz daha ölüyorum
Her nefesim
Her yudumum sen
Karanlığım
Her şeyim sen

ömeR dormuL

Kuş

Kuş

Ağlasana Kuş!
Herkes gitti
Yalnız bıraktı seni
Ama bunu sen istedin
Pişman mısın?
Yoksa yorgun mu?
Bitmesini mi istiyorsun yalnızlığının?
Ağlamak istiyorsun
Ama boğazında kalıyor hıçkırık
Birikiyor, biriktikçe doluyorsun
Akmıyor
Akmıyor lanet olasıca
Neden aksın ki?
Leşlerin dünyasına
Sadece gözyaşı değil o
Umutların, korkuların
Sevinçlerin, hüzünlerin
Ve yorgunluğun

Özledin mi?
Kim bilir hangi baharda terk ettin evini
Kaç bahar geçti?

Uçtular birer birer yuvadan
Yalnızlık dedin durdun
Tadı güzel sandın
Önce tatlıydı evet
Sonra ekşidi
Şimdi acı mı geliyor?

Hak ettin bunları Kuş
Kim kaldı çevrende?
Son bir çırpınışla
Bağır, çağır
Nafile bu haykırışların
Kimse gelmeyecek
Kimse duymayacak
Yalnızsın Kuş, yalnız


ömeR dormuL

Hoş geldin dünyaya

Hoşgeldim dünyaya

Bencil hayatlar yalnız yüzler
Gülümseyen ama içten küfreden insanlar,
Pislik içinde
Son nefeslerini almaya çalışan yusufçuk misali bir ben
Geri dönmeye korkan
İlerlemeye çekinen
Ama zamana karşı koyamayan
Kalbi bazen buz tutmuş
Bazen bir buhar misali
Kaybolan bir ben
Hoşgeldim dünyaya…

ömeR dormuL

Gülümsedin

Gülümsedin


Kim olduğumu bilmeden
Tüm çıplaklığımla
Yorgundum ve
Yalnızdım
Karmakarışık

Sonra sen çıktın karşıma
Göz göze geldik gülümsedin
Kalabalığın içinde
Tek biz vardık sanki
Zaman durdu
Öylece bakakaldım

Bir Cuma günüydü
Sen çıktın karşıma
Gülümsedin…


ömeR dormuL

Ellerim Yanıyor

Ellerim yanıyor

Ellerim yanıyor
Ocakta pişen ekmeğim
Sıcakta kabaran hamurum
Elleri nasırlaşan babam gibi
Ellerim yanıyor

Her günün gecesinde
Ekmek telaşı başlar
Uykulu bir telaş
Neden?
Ekmek için
Rızk için
Aşk için
Ellerim yanıyor.

ömeR dormuL

Duvar

duvar

nasıl oluyorda karşılıklı oturup da
bu kadar uzak kalabiliyoruz
engeller mi?
insanlar mı?
yoksa sevgi duvarı mı?...



ömeR dormuL

Dur!

Dur


Dur!!
Hemen kestirip atma
Bekle biraz
Pişman olmazsın
Emin ol

Bekle biraz
Sonra istersen
Hemen giderim
Sanki hayatına
Hiç girmemişim gibi
Eskisi gibi
Tıpkı eskisi gibi


ömeR dormuL