Not: bu mektup volkan konak ın şiirinden kendi yaşamıma göre düzenleyip Anneme okuduğum mektuptur..
Doğurdun beni bir hastanede kör karanlık bir gecede
On dört yaşında beni Antalya ya saldın anacım
Ama inan göbeğimi kopartığında bu kadar canım yanmamıştı
Belki bu yüzden bu yüzden anacığım yüzüm gözüm kırık dolaşırım hala
Avuçlar dolusu ağladım yalnızlığımda pek belli etmeden
Ama en çok babam buzağımı kestiğinde ağlamıştım
Şimdi bunlar nerden çıktı deme bana hep konuşmak istemişimdir yıllar yılı
Ama olmadı
Bekli de fakir olmanın bedeli
Bir sofrada kahvaltıya doyamadım anacığım bırakta konuşayım
Beklide ölesim gelmiş kim bilir bırakta ağlayayım
Buralarda insanlar araba ve elbise markalarını ezberlerler bense ayrılıkları
Bağzıları yazlıklara gitmeye özler bense mis kokulu anneme kavuşmayı özlerim
Kendimi kızılağaçlar arasında kaybediyorum zaman zaman
Başıma bastığın toprağın kokusu vuruyor anam anacığım
Anacığım bilirsin üniversiteyi Eskişehirde ki Hüseyin Amcanın parasıyla bitirdim
Düzensiz harcamalarımı da bilirsin aç kaldım zaman zaman ama onursuz hiçbir zaman
Hiçbir zaman da gücenmedim yedi bölgeli ülkeme
Çok küfür ettim onursuzlara vazgeçmem derdim
Düşüncelerimden dolayı çok uğraştılar benimle
Kökü toprakta karayemiş fidanı gibi direndim dimdik onurla
İki kez dövdüler beni ağustos ayında ise ekinler sararırken doğduğum şehirde uyandım
9 yaşındayken âşık oldum üniversitedeyse bir orospuya ablamın ve senin müdahalene karşı
Velhasıl çok sevdim kadınları anacım aldattıklarımda oldu aldatıldığım da ama asla konuşmadım arkalarından
Hele sana lacivert gözlü torun veremedim ya ben yine hayırsız oğlunum senin
Kimsenin önünde eğilmedi bu asi başım
Bize ilkokulda öğretti öğretmenlerimiz Celal Bahçekapılı Nuri Gazioğlu ve Orhan Yavuz
İleriyi görmek için başımızı hep dik tutmayı onlardan öğrendik
Bu yüzden anacığım işte bu yüzden güneşin bile üzerine yürüdüm gölgemi geçmek için
İyide oldu uzakta kırılan söğüt dalını gördüm acısını da
Mısır püskülünü rüzgârda salınmasını seyrettim bahtiyarlığını da
Şimdi gelelim sana beni iyi dinle koca çınarım
Doktorların iyi doktordur ilaçlarını bir defa olsun saatinde al be anacım arada da telefonu aç
Öyle kolay pes etmek yok yaşamakta direneceğiz ve kahretsin ki buda bizim elimizde olan bişey anacığım
Duyduğuma göre resmimi duvara asmışsın benim koca anacığım millet senin kara bıyıklı oğluna sevdanı bilemez gülecekler sana
Mektubumdaki üzünçlerimden babama bahsetme beni kırsada yıkamaz bu kirli şehir hem kolay okuyasın diye büyük harflerle yazdım kolayına gelipte ablama okutma cumhuriyet kadını evet anam yine kirpiklerim tuzlandı yine galiba şimdilik bu kadar
Seni ilkbaharda patlayan tohumun hışırtısı kadar masum öpüyorum ve seni kardelen çiçeğinin özlemiyle kucaklıyorum
Biliyorum bu son sözlerden bir şey anlamadın ve beni sövdürmeye başlıyorsun
O zaman al sana al sana biricik anacım seni çok seviyorum hayırsız oğlun ÖMER
4 Mart 2013 Pazartesi
2 Mart 2013 Cumartesi
Gizli Koy
yüksekçe bir yerden bakınca sonunda sahili gördü, hava sıcak,nemliydi. yorgun ve susamıştı. ama sahilin güzelliğiyle unuttu her şeyi. nefes almayı hatırladı önce. derin bir soluk çekti tuzlu ve meltemle birlikte gelen deniz kokusuyla. sanki hiç nefes almamış gibi uzun süredir.
daha bi hayli yolu vardı sahile varmak için ve önünde bir keçi yolu vardi engebeli yer yer dik. denizin kokusunu almıştı bi kere ne kadar dik olursa olsun, yolda dikenli otlar batarsa batsın aldırmıyor gibiydi.
kayalardan inerken kolu kireçli taşa çarptı az biraz yaralandı. acıdan hızlı bir nefes alırken burnuna gelen hava çam kokusuyla karışmıştı. o an kolunun acısı da geçti gitti. ağustos böceği 4. konçertosundan bir parça çalıyordu hangi ağaçtaydı kim bilir..
sahile git gide yaklaşıyordu adamın heyecanı artıyordu. sahil kumlu değil taşlıydı deniz berraktı. kimsecikler yoktu. bilinen bir koy değildi. diğer koylardan da bir farkı yoktu ama berraktı. Adam o kadar iyi yüzme bilmezdi yüzerdi işte. koştu koştu koşarken tshirtünü attı ayakkabıları fırlattı tam ayakları suya değecekti ki uyandı ..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
