26 Aralık 2009 Cumartesi

Meğer


Meğer

Meğer tüm aşklar hazanda dökülürmüş
Dayanamazmış kalbin yaprakları
Sararırmış
Koparırmış "kara"yel içimizden
Sürüklenirmiş korkulara
Yıllanmış çınar bile yıkılırmış
Kururmuş aşklar
Ayrılırmış yollar

ömeR dormuL

22 Aralık 2009 Salı

Gidiş


Gidiş


Aniden
Nefesin
Kesilir
Ruhun,
Bedenin
Ayrılır
Sessizce
Susarsın
Sanki
Bir
Kurtuluş
Bir
Özgürlük
Çıplak
Yalnız


ömeR dormuL

21 Aralık 2009 Pazartesi

Yaşamamışsın


Yaşamamışın

korkularınla yüzleşmenin korkusu
sarmış rüyalarını
hiçbir şey kazandırmayacağını bildiğin halde
hala aynı yerdesin
özgürlük görmemişşin ki
özgürlüğün anlamını bilesin
kafesteki kuş misali hayat senin ki
demir tellerin ardı yok
ne yazık...
ki sende bunu aşmak için çaba da yok

ömeR dormuL

17 Aralık 2009 Perşembe

Güneşle Ayın Aşkı

Güneşle Ayın Aşkı

Binlerce yıllık aşktır
Güneşle ayın aşkı
Herkes bilir, herkes duyar, herkes görür
Ve herkes bilir
Hiçbir zaman beraber olamayacaklarını

İlk gün batımında
Yaşamın o ilk gün batımında vurulmuştur ay
Ayın ışığı vardır aslında
Ama istemez ay göstermeyi
O güneşi güneşinin ışığına parlaklığına vurulmuştur
Ne bahtsızdır ay ne kedersizdir
Gösteremez kendini güneşe
Tam güneş doğduğunda heyecanından
Bitiverir ışığı
Kaybolur
Yine de ay her akşam aynı istek aynı özlemle
Doğar güneşin ardı sıra


Güneş yaşamın kaynağı
Güzeller güzeli güneş
Ayın sevdiği güneş
Aslında güneş de sever ayı
Bir o kadar da korkar aradaki mesafeden
Ay ona her yaklaştığında batar
Ay battığında doğar
Ümit de vermekten çekinmez ama
Kaybetmek istemez
Sevgisi bitmesin diye ayın
Işığını gönderir
O doğduğunda bitecek kadar

Elbet kavuşacaklar
Elbet kopacak kıyamet
Uzaklar yakın olacak
Ay bekleyecek sabırla
Güneşse…


ömeR dormuL

15 Aralık 2009 Salı

Aşk bir kalbe sığar mı?

Aşk bir kalbe sığar mı?

Aşk bir kalbe sığabilir mi?
Avuç kadar bir şey mi bu kutsal his?
Alınan her nefeste ciğer aşkı tatmıyor,
Her görüşte gözlerin aşkı görmüyor,
Sesini her duyduğunda aşkı duymuyor,
Eller aşka dokunmak istemiyor mu?
Bilebilsem
Ah! Bilebilsem


ömeR dormuL

13 Kasım 2009 Cuma

ayrılık günlüğü

hayatımda ilk defa ciddi manada dün yaşadım. ve şu saatlerde bir günü dolduracağım.

dün saat 23,00: ayrılmak istediğimi söyledim. üzüldüm üzüldü. bilmiyorum belki de ağlıyordu. ben ağlıyordum hüngür hüngür sarılacağım tek kişi vardı. o da artık yoktu.

saat 01.00 konuştuk helalleştik. o an vazgeçmek istedim ama yapmadım. ağladım uzun süre sonra. daha önce hiç böyle bir ayrılık yaşamadığım için ne yapacağımı bilmiyordum. insanların ayrıldık demeleri ne kadar zormuş onu anladım yatağıma uzandım.

saat 03,00 uyudum sanırım.

saat 08.00 kalktım tuvalete gittim yüzüm şişmiş ağlamaktan herhalde. her yerde onun anısını görüyordum.

saat 09.00 kapıdan çıkarken sanki onun ayakkabılarını bağladığını gördüm. aşağıdayken köşeden çıkacakmış gibi geldi. yola çıktım önümden "23" numaralı dolmuş geçti hep onunla giderdik. çalıştığım yere gittim. zaman geçmedi yeni bir down sendromlu öğrencim vardı onunla ilgilendim. aslında o benimle ilgilendi

saat 13.00 okula gittim kimseyle konuşamadım her tarafta anısı vardı canım çok yanıyordu. vize sonuçları açıklandı. sınıfın en düşük notunu almışım üzülemedim bile.

saat 18.00 ev arkadaşlarıma haber verdim ilk benden duysunlar istedim. konuşurken dayanamadım yine ağladım. pişman olacağın şeyler yapma dediler. destek oluruz dediler. acaba ona destek olacak biri var mı yanında diye düşündüm.

saat 20,00 ödev için kütüphaneye gittim yolda annem aradı. anladı sesimin kötü olduğunu "ayrıldım" diyemedim. o anladı. hayırlısı olsun dedi. sonra annem destek olsun diye ablamı aramış olsa gerek ki ablam aradı. konuştuk

saat 23.00 msn de gördüm konuşmak istedim ona koyduğum isimle konuşmak istedim. yapamadım istemedim. konuştuk üzgündü. üzgündüm.

ömeR dormuL

28 Ekim 2009 Çarşamba

hayata dair iç burkan detaylar

telefon çalar. arayan annem. oğlum çabuk eve gel ben gidiyorum elmalıya anneannen hastalanmış. annem telefonu kapattı. içimden kızıyordum 48 yaşına gelmişti annem ve annesi tarafından 2 yaşından beri reddedilmişti. her gördüğünde "döğüsün kızı" diyordu anneannem anneme. hiç sevgisini göstermemişti.
oysa benim güzel annem bizi nasıl severdi. nasıl kollardı. anlamıyordum niye gidiyordu. her gittiğinde hoşgeldin küfürüyle karşılaşıyordu.

aradan bir hafta geçti. güneş yeni doğuyordu. telefon çaldı arayan yine annemdi. ağlıyordu. ömer gel anneannen öldü. cenazesine yetiş.

annem için gidiyordum. musalla taşındayken yetiştim.
hoca sordu:
-hakkınızı helal ediyor musunuz?
-annem için ediyorum.
-hakkınızı helal ediyor musunuz?
-annem için ediyorum.
-hakkınızı helal ediyor musunuz?
-annem için ediyorum.

cenazesini omuzladım. ben bu kadının neyi oluyordum. anneannem miydi? annemin annesi miydi?

mezarlığa giderken bunu düşündüm. ilk toprağını benim atmamı istediler. o sırada kefenden yüzünü gördüm çok az. ömrümde 3. görüşümdü. ve 20 yaşındaydım.


annemin yanına gittim, ağlıyordu. ve içimi yakan şu cümleyi kurdu:

- bana ilk defa yavrum dedi

sarıldık sıkıca sevgisiz büyüyen sevgili annemle sıkıca sarıldık...



ömeR dormuL

24 Ekim 2009 Cumartesi

Adın Yağmur

Adın Yağmur

Yine bir sonbahardayım
Kalbim hala ilkbahar
Yağmur yağıyor
Sevdalara inat
Ya sen sevdiğim
Sen hangi mevsimdesin
Yüreğin nerelerde
Yokluğunda
Maviler bulandı grilere
Kalbimse hala ilkbahar
(Aslı)nda en sevdiğin mevsimdi
Gri sonbahar, mavi yağmurlar

Dün gece yine düşüncemdeydin
Koyamamıştık ya aylarca adını
Sonunda
Buldum senin adını
Adın Yağmur
Sevdiğim
Rengin mavi


ömeR dormuL

8 Ekim 2009 Perşembe

zor be anne!

zor be anne!

zor be anne! çok zor. sudan çıkmış balık gibiyim saf saf etrafa bakıyorum,
çok hasta oldum ölümlerden döndüm; iyi misin diye soran olmadı,
parasızlık, aç kalmak, aç uyumak insanların artıklarını yemek çok zor,
yanlız kalmak çok zor geliyor. konuşmalarımın cevabı sesimin yankısı oldu,
geceleri dayak yeme korkusuyla uyanmak, zorla ayakkabı boyamak çok zor geliyor,
zor be anne! kendi ayaklarının üzerinde durmak çok zor.


ömeR dormuL

8 Eylül 2009 Salı

cam kenarı


cam kenarı

camdan bakarak geçen
otobüs yolculukları...
koltuklara konmuş küçüçük yastıklar...
kim bilir kaç hayat dayamış hayatını

suskun, sukut içinde:
ağaçların ardına saklanmış denizi
dağların ardına saklanmış güneşi izliyordur...

gözlerinin ardında sakladığı hayatını
sancılar içinde bıraktığı çelişkilerini
düşünüyordur...
belki
kim bilir ki
o sadece otobüs yolcusudur
bir daha göremeyeceğimiz


ömeR dormuL

6 Eylül 2009 Pazar

dost'a

hayatının 20, yılını dolduran arkadaşlığımızın 7, yılına gireceğim kardeşim,

bugün eminim senin için çok da sikinde değildir. doğum günü lan sonuçta diyeceksin. ama öyle olmadığını ben çok iyi biliyorum. neden dersen? oolum sen doğmamış olsaydın dünya benim için ne kadar boktan olurdu biliyo musun? geçen gün enginden bulduğum how i met your motherın 3, sezonunun 19, bölümünü izliyordum. ve orda eleman kaza geçirdi. lan sanki sana bişi olmuş gibi içim acıdı ağlamaya başladım. kalas o komedi dizisi diyeceksin ama olmuyor oolum sevgili gibi yazmışşın diceksin. ama sevgiliden önce de biz vardık. allah korusun ama sevgiliden sonra da biz kalacağız.

bir arkadaş bulmak zor bir iş. onlarca kişiyle takılırsın. onun kafasında göz var ağzında diş var diye bi şekilde ayrılırsın arkadaş da sevgili gibidir bu gerçek arkadaş bulma konusunda ve biz bunu ilginç bir şekilde zıt olmamıza karşı başardık. arkadaşlığımız da evrim geçirdi dost kardeş oldu. artık bunu da aştığımızı düşünüyorum ama lugatımızda böyle bir kelime olmadığı için adlandıramıyorum. bulacağım ama.

bu güne kadar dostluğumuzu kardeşliğimizi anlatan bir çok yazı şiir yazdım. ancak şiirler sadece o güne kadar ki şeylerin bir kısmını anca karşılıyor. hatta karşılamıyor.

hazırlıkta çok da samimi değildik evet ama konuşurduk 304 teki fethiyelilerden biriydin işte. lise birde o iğrenç adamlarla dolu yurt odasından çıkardığın ve odana kabul ettirdiğin gün kim bilebilirdi ki böyle olacağımızı. sen ne yaptığını bilen herkesle samimiyeti olan biriydin. bense insanlarla tek samimiyetim alınmamdı. laf ata ata ağlata ağlata küse küse kavga ede ede aştık bu sorunu.( aştık de mi? ) senin iyi kötü anında yanında olmaya çalıştım her zaman. etrafında omzunu dayayabileceğin bir arkadaş aramamanı sağlamak istedim. belki senin bana gösterdiğin iyiliğin yardımın yarısını bile ben sana gösteremedim o konuda özür dilerim ama elimden geleni yapıyorum. kişiliğimi oturtmamı sağladın. üniversitede kişilik bunalımı sağlamadıysam bu senin sayendedir bu bir gerçek. teşekkür ederim.

geçen gün fotograflara bakıyordum ve şunu farkettim fotograflarda bir çok arkadaşımız sevdiğimiz adam var ve iki sabit var. ve o iki sabit biziz. bu o kadar gurur verici bir şey ki. etrafımızda ki arkadaşların bize imrendiğinden eminim. ne olursa olsun yıkılmadık biz. kavgamızı tartışmamızı küslüğümüzü ertesi güne taşımadık. taşısak bile yüzümüze bakabildik. o iğrenç aksu günlerini ağlarken gülerek bitirdik aştık. şimdi üniversitedeyiz. bir büyüğüm bizim arkadaşlığımıza 5 yıl daha verdi. ondan sonra az görüşürsünüz dedi. kendisi de bizim gibiymiş dedim ki "siktir git" umarım tükürdüğümü yalamam. yalatma lan bana o lafı. üniversitede son iki yılımız belki daha sonra yollarımız ayrılacak. ama ayrılan sadece otoyollar olsun be bro. her sene görüşelim bu yazları görüştüğümüz gibi. ne olursa olsun.

evet bro. sana bu zamana kadar bir sürü hata işledim sen affettin görmezden geldin sabrettin. bana söylediğin yanlışlarımı düzeltmeye çalıştım hep başarılı oldum sanırım. sen iyi bir dostsun. iyi bir arkadaş iyi bir kardeşsin. aklıma andaç yazdığım gün geldi. onu da aştık. sağol kardeşim

doğum günün kutlu olsun. beraber nice yıllar geçirmek dileğiyle...


ömeR dormuL

21 Nisan 2009 Salı

Dost...

Dost

ne o Dost sustun
konuşacak bir şey kalmadı mı?
yoksa çok mu kırıldın?

bilirsin sen hep alttan alan, düzelten
bilirim ben hep küsen, yalnış anlayan

düşününce ne çok şey yapmış
ne belalardan çıkmış
aç kalmış, üşümüş omuz omuza yürümüş
ağlamışız banklarda
düştüğümüzde el uzatan tek kişi olmuşuz
"elveda" demişiz gözü yaşlı
ama ayrılamamışız

atışmışız küsmüşüz
ertesi gün hiçbir şey yok gibi
yolumuza devam etmişiz

yani Dost,
susma, konuş
neleri aştık biz
koymaz bize bu ayrılıklar
bi de bu ayrılıklarda
arada ara be dost
bilmiyorsun belki ancak
çok yalnızım yalnız bırakma beni dost!
unutma beni
çünkü Dost
sen sığındığım tek limansın
yanlızlıklar denizinde
Dost nerdesin??

ömeR dormuL

9 Nisan 2009 Perşembe

209 numaralı oda

209 numaralı odanın önünde
seni bekleyen
ruhlar -insanlar- geçti önünden
boş bakışların altında
umutsuz yaşamlar aktı
209 numaralı odanın önünden

209 numaralı oda önünde
sevdiğini bekleyen bir adam
omzunda beklentileri
sırtında yorgunlukları
gözlerinde aşkını taşıyordu
209 numaralı odanın önünde

209 numaralı odanın önünde
yağmur çiseliyor
insanlar telaşlı
yağ yağmur yağ
paslanmış ruhlar anlamlansın
yağ yağmur yağ
küflenmiş sevgimiz ...

209 numaralı odanın önünde
bir adam bekliyordu
neler olacağını bilmeden

209 numaralı oda kapılarını açtı...


ömeR dormuL

6 Nisan 2009 Pazartesi

Zevk

zevk

zevk ne kadar masum
aynı masumlukta pislik...
acaba o pislik biz miyiz?
yoksa zevk mi bizi pislik yapıyor?
zevkimizi pisliğimizle paylaşıyoruz
belki zevk pisliktir pislik de insan...
pislik sen ben ya da o


ömeR dormuL

lithuril

hatırlıyorum. antalyadaydık. kırmızı bi kapsül babam içiyordu her gün. rengi hoşuma gidiyordu. ben de içcektim bir gün ama annem içirmedi sonra beni dövmüştü. okuma yazma öğrendikten sonra adının lithuril olduğunu öğrendim. babam hala içiyordu. langatril ve tegratör diye iki kankası vardı o zamanlar. ikinci sınıftaydım evde lithuril kapsüllerini buluyordum sürekli. sonra babam annemi beni ablamı dövmeye başladı. işlerimiz bozuldu. alacaklılar geliyordu. bir gün annem dedi " üç defa tıklanmayan kapıları açma" dedi. bir kaç ay sonra babamı hastaneye yatırdılar. annem grip olduğunu doktorun babamı çok sevdiği için orda kalması gerektiğini söyledi. bu arada kimsenin benim artık okuduğumdan haberi yoktu. artık okuldan sonra hastaneye gidiyorduk. babam hep yatıyordu. bi de sürekli beni öpüyordu. bi gün babamı çok özlemiştim ama beni almıyorlardı hastaneye. annemde beni penceresinin altına götürdü. babamı pencerede görmüştüm ama yerde o kırmızı lithuril ilaçlarını da görmüştüm. anneme gösterdiğimde annem bayıldı. ben ağladım sonra insanlar geldi. annemi de götürdü. hatırlıyorum bir kaç ay babamı göremedim o günden sonra. babamı göremediğim süre zarfında evimizden taşındık ve başka bir yerde kalmaya başladık. sonra bi gün babam geldi. ve taşındık antalyadan. babam yine eskisi gibiydi hala lithuril içiyordu. onların yanına bir kaç yüz ilaç daha eklendi. yıllar geçti aklım başıma gelmişti. annem bir gün beni karşına çekti. dedi ki: baban o ilaçları içmezse delirir. korktum ama o benim babamdı. neden o böyle diye düşündüm. kabullenmedim ilk başta. büyüdükçe kabullendim. ama ne olursa olsun o adam benim babamdı. ve babamı babam gibi yapan öyle durmasını sağlayan da lithurildi. şimdi 20 yaşındayım. ve babam 51 yaşında. lithuril artık işe yaramaz olmuş. 3 tane içiyor günde. elleri çok titriyor. ve her geçen gün babam gibi olmaktan uzaklaşıyor babam. ve bu arada annem çok yıpranıyor. ikisi de 50 li li yaşlarda ama 60 ı devirmiş gibi gözüküyorlar. korkuyorum lithuril iyi yap babamı.

Kendini Özlemek

eskiden bir ben vardı. ama kayboldu kırıların bıraktığı yaraların oluşturduğu kabuğun ardında. kabuk o kadar kalınki ulaşamıyorum "ben"e özlüyorum geri gelmesini ancak asla geri getiremiyeceğimi biliyorum.

kendimi kaybettim hükümsüzdür...

Aşka dair...

dünyanın en güzel işkencesi...


hayatta başa gelebilecek en güzel şey aşk. her anı bir başka güzel. tohumunun atılması, fışkırması, filizlenmesi her şeyiyle çok güzel, huzur verici... bazen derler ya ölümsüz aşk yoktur. aslında aşk ölümsüzdür bitse bile elinde binlerce anı vardır. bu yüzden bitmez aşklar. sadece yollar ayrılır. yollarını ayıranlar da zaten aşkın değerini hakketmemiş olanlar değil midir?


doyumsuz tüketim çılgını insanlığın tükettiği en büyük hazine.


durmalısınız orda. aşkın olduğu yerde. durmalısınız. onsuz devam etmemelisiniz. eğer onu da alırsanız yanınıza. ilerlemesi zordur ama tadını hiç bi yerde bulamazsınız. aşk deniz gibidir. mehtaplı bir günde dalgaların ahenkidir. kimi zaman durgun kimi zaman köpüklü.

Anne

Anne

sensiz bir günün sabahı anne
sensiz geçen 1346, gün söylemesi bile uzun di mi?
ilk günler ne zordu
uykusuz günlerdi
şarkılar, reklamlar ne koyardı
çok az benzediği halde hülya koçyiğit'i bir an görmem kafiydi
hasretini biraz olsun dindirmek için

yine bir sabah anne ama güneş yok
oysa ne çok ihtiyacım var güneşe, sıcağına
çünkü belki bir an olsun sıcaklığını hatırlarım diye

pencereyi aç anne
içime çektiğim koku..
hanımeli...
hayır anne
onun adı anaeli
zira kokusu senin gibi
senden ayrılalı 1346 gün olmuş anne
oysa dün gibi di mi?


ömeR dormuL

Yollar Yolculuklar

Yollar yolculuklar


Denizi özledim
Dalgaların taşları dövüşünü
Geceyi özledim
Seni düşünerek geçen geceleri

Günler geçiyor
Sensiz
Bir gün daha bitiyor
Zaman geçiyor
Bütün yollar sana çıkıyor

Karanlıkta yürüyorum
Sonu belli olmayan bir yolda
Belki sana çıkar diye korkmuyorum
Issız, kimsesiz
Tek gidişlik
Çift kişilik
Yalnız yolculuklarda

ömeR dormuL

Sen

Sen

Dumanımdaki beyazsın bazen
Seni çekiyorum içime
Her nefeste biraz daha sen oluyorum
Her nefeste biraz daha ölüyorum
Şarabımdaki kırmızımsın bazen
Seni yudumluyorum
Her yudumda biraz daha uçuyorum
Her yudumda biraz daha ölüyorum
Yolumdaki karanlıksın bazen
Sana koşuyorum
Her adımda biraz daha kayboluyorum
Her adımda biraz daha ölüyorum
Her nefesim
Her yudumum sen
Karanlığım
Her şeyim sen

ömeR dormuL

Kuş

Kuş

Ağlasana Kuş!
Herkes gitti
Yalnız bıraktı seni
Ama bunu sen istedin
Pişman mısın?
Yoksa yorgun mu?
Bitmesini mi istiyorsun yalnızlığının?
Ağlamak istiyorsun
Ama boğazında kalıyor hıçkırık
Birikiyor, biriktikçe doluyorsun
Akmıyor
Akmıyor lanet olasıca
Neden aksın ki?
Leşlerin dünyasına
Sadece gözyaşı değil o
Umutların, korkuların
Sevinçlerin, hüzünlerin
Ve yorgunluğun

Özledin mi?
Kim bilir hangi baharda terk ettin evini
Kaç bahar geçti?

Uçtular birer birer yuvadan
Yalnızlık dedin durdun
Tadı güzel sandın
Önce tatlıydı evet
Sonra ekşidi
Şimdi acı mı geliyor?

Hak ettin bunları Kuş
Kim kaldı çevrende?
Son bir çırpınışla
Bağır, çağır
Nafile bu haykırışların
Kimse gelmeyecek
Kimse duymayacak
Yalnızsın Kuş, yalnız


ömeR dormuL

Hoş geldin dünyaya

Hoşgeldim dünyaya

Bencil hayatlar yalnız yüzler
Gülümseyen ama içten küfreden insanlar,
Pislik içinde
Son nefeslerini almaya çalışan yusufçuk misali bir ben
Geri dönmeye korkan
İlerlemeye çekinen
Ama zamana karşı koyamayan
Kalbi bazen buz tutmuş
Bazen bir buhar misali
Kaybolan bir ben
Hoşgeldim dünyaya…

ömeR dormuL

Gülümsedin

Gülümsedin


Kim olduğumu bilmeden
Tüm çıplaklığımla
Yorgundum ve
Yalnızdım
Karmakarışık

Sonra sen çıktın karşıma
Göz göze geldik gülümsedin
Kalabalığın içinde
Tek biz vardık sanki
Zaman durdu
Öylece bakakaldım

Bir Cuma günüydü
Sen çıktın karşıma
Gülümsedin…


ömeR dormuL

Ellerim Yanıyor

Ellerim yanıyor

Ellerim yanıyor
Ocakta pişen ekmeğim
Sıcakta kabaran hamurum
Elleri nasırlaşan babam gibi
Ellerim yanıyor

Her günün gecesinde
Ekmek telaşı başlar
Uykulu bir telaş
Neden?
Ekmek için
Rızk için
Aşk için
Ellerim yanıyor.

ömeR dormuL

Duvar

duvar

nasıl oluyorda karşılıklı oturup da
bu kadar uzak kalabiliyoruz
engeller mi?
insanlar mı?
yoksa sevgi duvarı mı?...



ömeR dormuL

Dur!

Dur


Dur!!
Hemen kestirip atma
Bekle biraz
Pişman olmazsın
Emin ol

Bekle biraz
Sonra istersen
Hemen giderim
Sanki hayatına
Hiç girmemişim gibi
Eskisi gibi
Tıpkı eskisi gibi


ömeR dormuL